ODTÜ ORMANI HALKIN MI OLUYOR - BİLGİ NOTU

Eylül 2016 tarihli Sabah gazetesinde, Aykut Gören imzasıyla yayımlanan habere göre “ODTÜ Ormanı halkın oluyor”muş.

Haber başlığına ve diline bakılırsa bu bir müjde!.. Gerçekten haber niteliğindeki bilgileri ayıkladığımızda alttan alta sokuşturulan yalan yanlış yorumlar havuz medyasının alışık olduğumuz, bilindik bir tarzı. ODTÜ, aslında devletin sahip olduğu 7 milyon metrekarelik alanı işgal etmiş. (Burada rakamların metrekare birimiyle zikredilmesi, alanın öyle az buz olmadığını anlamamıza yarıyor). Üstelik ceberrut (!) ODTÜ bu alanı şahsi arazisiymiş gibi” tel örgüyle çevirip yasak tabelaları falan koymuş; halkın nefes almasını engellemiş. Vatandaş Eymir Gölüne “araçla” bile giremiyormuş. Yani yaya olarak girebiliyor da neden Gölkart sahipleri gibi aracını göl kenarına çekip mangal keyfi yapamıyormuş?

Çareyi Ankara Orman Bölge Müdürlüğü (OBM) bulmuş: ODTÜ özel ormanını devletleştirip, halkın hizmetine açmak!.. Ankara OBM yöneticileri AKP kadroları olduğuna ve yukarıdan talimat almadan böyle bir işe soyunamayacağına göre demek ki “AKP komünizme kayıyor” diyenler bile çıkacaktır, ya… neyse! (Ülkemizde devletçilik ve devletleştirme işlemlerini komünizmle özdeştiren sığ bir anlayış mevcuttur.)

Yüzlerce örnek sayılabilir ama çok bilindiği için, Taksim Gezi Parkı örneğini verelim. İstanbul’un göbeğindeki bir parkın yok edilmesi girişiminde bu medyanın aklına “İstanbulluların nefes alacağı yer” argümanı hiç gelmemişti. Bu tür “çevreci” bir “duyarlılık” olsa olsa “çevreciliğin daniskası” olabilir.

Şu an da yürürlükte bulunan 6831 sayılı Orman Kanunun 4. Maddesine göre; ormanlar mülkiyet ve idare bakımından:

A) Devlet ormanları;

B) Hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlar;

C) Hususi (Özel) ormanlar;

Olarak sınıflandırılmıştır.

Türkiye’de orman sayılan alanların % 99.3’ü devlet ormanıdır. 285’i özel kişi ve kuruluşlara, 48’i “hükmi şahsiyete haiz amme müesseselerine” ait olmak üzere toplam 333 tescil edilmiş “özel orman” bulunuyor. Özel ormanların toplam alanı ise 14 bin 75 hektar (2006 verileri). Özel ormanların toplam orman varlığımız (21,5 milyon ha) içindeki payı oldukça küçük; % 1’in altında…

Tarihsel olarak değerlendirildiğinde –örneğin Osmanlı döneminde- ormanların özel mülkiyete konu edilmesi söz konusu değildi; bütün ormanlar padişaha (devlete) aitti ancak belirli yerler dışında herkesin yararlanmasına, kullanımına açıktı.

 

1937 yılında 3116 sayılı yasa çıkarıldığında ülke ormanlarının çok küçük bir bölümü hariç, neredeyse tamamına yakını zaten devlet mülkiyetinde idi. 1945 yılında çıkarılan 4785 sayılı yasa ile ülkemiz ormanlarının tamamı devletleştirildi. Ardından 1950 yılında çıkarılan 5653 sayılı yasa ile belirli ölçütlere göre “özel orman” kavramı gündeme getirilmiştir.

Bugüne değin sağcı siyasal parti ve iktidarlar (tek parti dönemindeki CHP’den başlayarak, sonrasında DP, AP, ANAP, AKP geleneği) ormanların devletleştirilmesine karşı olmuşlardır. AKP Hükümetlerinin 2000’li yıllardaki şiarı “Devlet ormancılığından millet ormancılığına geçiş”tir.

1950 sonrasından günümüze, devlet ormanlarının oradan buradan tırtıklanması amacına yönelik yüzlerce yasal değişiklik gerçekleştirilmiştir. “Devlet ormanlarının mülkiyetinin devredilemeyeceği” Anayasa hükmüne karşın fiilen özelleştirme uygulamalarının yanı sıra, 49-99 yıllığına özel ve tüzel kişiliklere tahsis gibi yöntemlere başvurulmuştur. 6831 sayılı Orman Kanunu’nun orman sayılan yerlerde ormancılık dışı faaliyetlere izin verilmesine ilişkin 16., 17. ve 18. maddeleri (ve bu maddelerin uygulama yönetmelikleri) sürekli değiştirilmiş, her bir değişiklik ile izin verilecek eylem ve etkinliklerin sayısı ve kapsamı artırılmış; ormanlarımız yol geçen hanına dönüştürülmüştür. Son değişiklik geçen yıl yapılmıştır.

Yasadaki sınıflandırmaya göre ODTÜ Ormanı “hükmi şahsiyeti haiz amme müesseselerine (tüzel kişiliğe sahip kamu kurumlarına) ait” bir ormandır. OGM kadastro verilerine göre ODTÜ Ormanı 3 parçadan oluşmaktadır ve toplam 3166,98 ha’dır (Sabah’ın haberine göre 7 milyon metrekare yani 700 ha). ODTÜ Ormanı olarak bilinen araziyle iç içe PTT (3 parça halinde toplam 60,47 ha) ve TRT (3,97 ha) ormanları da bulunmaktadır.

Ayrıca Ankara’da Bilkent Üniversitesi (253,35 ha), Hacettepe Üniversitesi (3 parça halinde toplam 457,43 ha), Ankara Üniversitesi (12,62 ha) gibi yüksek öğrenim kurumlarına tahsis edilmiş orman alanları bulunmaktadır. Yeşil Kuşak çalışmaları kapsamında ağaçlandırılan bir alan da 1990’lı yıllarda Özel Başkent Üniversitesi’ne tahsis edilmiştir. İlginçtir, bu üniversitelere tahsis edilen araziler “devletleştirme” kapsamında anılmamaktadır.

Peki, ODTÜ Ormanını diğer üniversite ormanlarından ayıran fark nedir?

1950’li yıllarda devlet tarafından ODTÜ’ye tahsis edilen alan özellikle 1957 yılında Türkiye Ormancılar Derneği(TOD) tarafından Atatürk Ormanı adıyla projelendirilmiş yıllara yayılan bir süreçle Orman Genel Müdürlüğü’nün katkıları ve zamanın ODTÜ Rektörü Kemal KURDAŞ’ın girişimleriyle ODTÜ’lüler tarafında ağaçlandırılmıştır. Bu ağaçlandırma projesi 1995 yılında Uluslararası Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü almıştır.Daha sonra (2001 yılında) sözkonusu alanda Orman Kadastrosu çalışması yapılmış ve “hükmi şahsiyeti haiz amme müessesine ait” orman olarak tescil edilmiştir*. Diğer üniversitelerde ise daha önceden OGM ya da AGM (Ağaçlandırma Genel Müdürlüğü) tarafından ağaçlandırılmış alanlar üniversitelere tahsis edilmiştir. Yani, deyim yerindeyse ODTÜ örneğinde “boş araziler” ağaçlandırılmış, diğer örneklerde ağaçlandırılmış araziler üniversitelere tahsis edilmiştir. Bu çerçevede ODTÜ Ormanı özel ve güzel bir örnektir.

1990’lı yıllarda, Özal Hükümetleri döneminde özel vakıf üniversitelerine “orman sayılan” alanları tahsis etme olanağı ve “kolaylıklar” sağlanmıştır. Bu çerçevede en çarpıcı örnekler İstanbul’dandır. Özel Koç ve Sabancı Üniversitelerine, daha önceden ağaçlandırılmış, belli bir yaşa erişmiş orman alanları tahsis edilmiştir. Tahsis işlemine karşı açılan davalara ve davaların sürmekte olmasına karşın, bu üniversitelerin açılışını da zamanın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel yapmıştır. Ve her özel üniversite de kendilerine tahsis edilen alanlardaki ağaçları keserek kampüslerini kurmuşlardır. Yani, ODTÜ’de ağaçlandırma yapılmış, diğer örneklerde ise ağaçlandırma yapılan yerlerdeki ağaçlar kesilmiştir.

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin ODTÜ Ormanı üzerindeki emelleri kamuoyunca bilinmektedir. İ. Melih Gökçek’in Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisini bulvarlar ve bağlantı yollarıyla parsellemekle kalmayıp, yeşil alanları yok ederek gösterişli (!) yapılarla parklar yapması daha dün gözümüzün önünde gerçekleşti. Tıpkı AOÇ’de olduğu gibi ODTÜ Ormanı da ABB tarafından yol ağlarıyla parçalanmak istenmektedir. Yine ODTÜ arazisi içinde kalan Eymir Gölü ve çevresine olan ilgileri de kamuoyuna yansımıştır. Ankara Büyükşehir Belediyesi sosyal tesis adı altında Eymir Gölü çevresini yapılaşmaya açmak, böylece yandaş şirketlere işletmeler kiralamak; Mogan Gölü örneğinde olduğu gibi Eymir Gölü’nü de beton havuza çevirmek peşindedir. Ne var ki söz konusu arazi/orman ODTÜ’ye aittir ve ODTÜ yönetimi bu hülyalara engel çıkarmaktadır. Hiç kuşkunuz olmasın, ODTÜ Ormanı “devletleştirilecekse”, ikinci adım arazinin Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne tahsisi olacaktır. Kızılcahamam Soğuksu Milli Parkı, Çamkoru Tabiat Parkı, Kurtboğazı Barajı Kent Ormanı ağaçlandırma alanları gibi.

2013 yılında, kamuoyunda ODTÜ yolu olarak bilinen 1071 Malazgirt Bulvarı yapımı sırasına yapılan tartışmaları ve olayları anımsayalım. Ankara Büyükşehir Belediyesi AKP Hükümeti’nin açık desteği ile resmen, cebren ve hile ile ODTÜ arazinin bir kısmını işgal etti. Bulvar yapımı sırasında kesilen bütün ağaçlar mevzuata açıkça aykırı oldu-bitti ile halledildi. Oysa, söz konusu ağaçların kesilmesi ve taşınması açıkça suç niteliği taşımaktaydı. KIRSAL ÇEVRE tarafından yapılan suç duyurusu ise mahkemece Savcılık tarafından dikkate alınmadı. (Yargı o zamanlar da “bağımsız”dı.)

ODTÜ Ormanının devletleştirilmesi girişimi kuşkusuz Ankara Orman Bölge Müdürlüğü’nün –ve hatta Orman Genel Müdürlüğünün- üstüne vazife değildir. Üstelik özel ormanların ve tüzel kişiliğe sahip kamu kurumlarına ait ormanların gözetim görevi de devlete aittir. Bu ormanlarda yönetsel eksikler varsa, bundan devlet de (OGM) en az orman sahipleri kadar sorumludur.

Sabah Gazetesi’nin haberinden anlaşıldığı kadarıyla ODTÜ Ormanı’nın tamamında değil bir kısmında devleştirme yapılacak. Bu da aklımıza Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin nokta atışı yaptığını akıllara getiriyor. Ülke hazır olağanüstü bir dönemde KHK’lar ile yönetiliyor iken, yol geçirilecek alanlar ve Eymir Gölü civarı oldu bittiye getirilmek isteniyor. Ülkede bu kadar önemli olaylar varken ve çok hassas bir dönemden geçilirken, birlik beraberlik çağrısı yapan iktidarın ve yandaş medyanın bunun gibi konuları gündeme getirip, çatışma kültürü yaratıp, daha sonrada darbeyle mücadele ediyoruz muhalefet etmeyin demelerini anlamak mümkün değil.

Ormanlar insanlığın kamusal varlığı ve varsıllığıdır. Bu nedenle de orman alanları mülkiyetinin kamusal olması gerekir. Ancak mülkiyetin kime ait olduğu kadar, hangi tür mülkiyet ilişkisi olursa olsun (elbette özel mülkiyet dahil) ormanların kamusal işlevlerini gözeten bir yaklaşımla korunması, işletilmesi ve yönetilmesi de önemlidir. Orman alanlarında görece özel mülkiyetin yüksek olduğu ülkelerde, “orman sahibi” kafasına göre ormanları yok edemez.

Türkiye’de orman alanlarının özel mülkiyeti geleneği yoktur. Yağmacılığın, köşe dönmeciliğin, rantçılığın egemen olduğu bir toplumda ormanların özel mülkiyeti bir felakete yol açabilir. Bu bağlamda orman varlığımızın % 1’ini bile oluşturmayan özel ormanların devletleştirilmesinde ilkesel olarak bir sorun yoktur. Zaten gerek özel ormanların gerekse kamu kurumlarına ait ormanların ormancılık tekniğine uygun işletildiğini, korunduğunu iddia edemeyiz.

Kısaca; özel ormanları tüm vatandaşların ortak kullanımına açmak ise gerçekten niyet, hali hazırda belirli kurallar çerçevesinde halkın kullanımına açık olan ODTÜ gibi kamu kurumlarına ait ormanlardan ziyade, öncelikle hususi/özel ormanların devletleştirilmesinde fayda vardır. Örneğin İstanbul’daki Serdaroğlu ve Saip Molla Özel Ormanlarının (namı diğer Acarkent ve Acaristanbul) devleştirilip halkın kullanımına açılması güzel bir ilk adım olacaktır. Gerek mevzuat değişiklikleri gerekse göz yummalarla neredeyse % 90’ı yapılaşmış, vatandaşın kapısından bile bakılmasına izin verilmeyen lüks konutlara dönüştürülmüş “orman” devletleştirilsin. Binaların yıkılarak “halkın nefes almasını sağlayacak şekilde” yeniden ağaçlandırılması yeğdir. En kötü ihtimal, lüks konutlara yoksul yurttaşlar ve mülteciler yerleştirilebilir örneğin.

Sonuç olarak popülist bir söylemle “halkçı” gösterilmeye çalışılan “devletleştirme” girişimi “rantçı” bir oyundur, o kadar. Bu ahval ve şeraitte ODTÜ ormanlarını yağmalama amacından başka bir anlamı olmayan ODTÜ Ormanının devletleştirilmesine karşı çıkmak yurtseverlik gereğidir.

Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği 

(28.09.2016) 

*ODTÜ ile yapılan Protokol’ün 6/C Maddesi: “Her ne şekilde olursa olsun ağaçlandırılmış bu sahalar başka bir gayeye tahsis edilemeyecektir.” biçiminde belirtmiştir. (Kadastro Tutanağı Sayfa 47-48. Tarih 17.10.1997
 

Son Güncelleme: 28 Eylül 2016