Ormanlarımız ’Dün’ Yandı, ’Bugün’ de Yanıyor ve ’Yarın’ da Yanacak! Çünkü... (1) (Yücel ÇAĞLAR)

ÖZET
Bu yıl ormanlarımız yine yandı. Yine her yangından sonra bir yandan gerçekten de içtenlikli yakınmalar, bir yandan son derece yüzeysel açıklamalar ve bir yandan da akıl almaz aymazlıklar sergilendi. Böylece bir orman yangın mevsimi daha geride kaldı. Büyük bir olasılıkla bu yıl başka orman yangını çıkmayacak. Ancak, ya gelecek yıl ? Bilinmelidir ki, çıkacak; az ya da çok, ama kesinlikle çıkacak; yine az ya da çok ormanımız yanacak. Bu, bir bilicilik değil. Ne yapılırsa yapılsın, ne önlem alınırsa alınsın, bir yerde orman varsa orada orman yangını çıkabilir; bu, olağan bir durumdur. Ancak, bu yer eğer Türkiye ise, olağandışı olan, hiç orman yangının çıkmamasıdır. Çünkü, Türkiye’de;

  • ormanların yapısal özellikleri,
  • iklim koşulları,
  • orman-halk ilişkilerinin niteliği,
  • ormancılık politikaları,
  • ormancılık uygulamaları ve
  • yürütülen orman yangınlarıyla “mücadele” stratejileri

orman yangını çıkma olasılığını artırmakta; daha az çıkmasını ve daha az orman yanmasını da tümüyle rastlantılara bırakmaktadır. Sözgelimi,    Türkiye’de;

  • ormanların % 58’ini oluşturan 120 milyon dönüm, orman yangını çıkma olasılığının en yüksek olduğu Ege ve Akdeniz Bölgelerinde bulunmaktadır,
  • ormanların % 36’sını oluşturan toplam 75 milyon dönüm, en kolay yanabilen kızılçam ve karaçam ormanlarıdır,
  • ormanların yaklaşık 45 milyon dönümünü, yanıcı madde birikiminin, dolayısıyla yangın çıkma olasılığının en yüksek düzeyde olduğu 30-40 yaşlarına ulaşmış, yeni yetiştirilmiş ormanlar oluşturmaktadır,
  • ormanların içinde ve bitişiğinde yerleşik 16 bin dolayındaki köyde yaşayan 7-8 milyon köylü yurttaşımız tarım ve hayvancılık etkinliklerini çevrelerindeki ormanlarda ya da yakınında gerçekleştirmektedir,
  • ormanların içinde ve bitişiğinde yaşayan yurttaşlarımız çevrelerindeki ormanlara ve ormancılık uygulamalarına yabancılaştırılmıştır ve bu doğrultudaki ormancılık politikalarının ve uygulamaların kapsamı giderek genişletilmektedir,
  • “orman muhafaza memurluğu” düzeni giderek tasfiye edilmekte ve “orman koruma” çalışmaları, belirli bir ücret karşılığında köy tüzel kişiliklerine devredilmektedir,
  • yeni ormanların yetiştirilmesi sırasında yangınlara karşı dirençli orman yapıları oluşturma ve ormanlardaki yanıcı madde birikimini azaltma tekniklerinden gerektiğince yararlanılmamaktadır,
  • başta yangın önleme ve söndürme çalışmalarını yürüten orman işletme şeflikleri ve orman işletme müdürlükleri olmak üzere ormancılık birimlerinde yeterli sayıda ve nitelikte teknik personel ve uzman yangın söndürme işçileri işlendirilmemekte, keyfi ve partizanca uygulamalar sürdürülmektedir,
  • orman yangınlarını söndürme çalışmalarının yönetiminde “çok başlılık”, eşgüdüm sorunları çözümlenememiştir,
  • orman yangınları ile ilgili veritabanı ve araştırmalar yetersizdir; olanlarının gerektiğince dikkate alınmasını, yangınların dersler çıkarılabilecek deneyimler olarak değerlendirilmesini sağlayabilecek mekanizmalar işletilmemektedir,
  • orman yangınlarının çıkma nedenlerinin hem tarihsel hem de yersel olarak büyük ölçüde değişmesine karşın, yangın önleme ve söndürme çalışmalarında geleneksel yaklaşımlar sürdürülmekte, gelişkin teknoloji ve tekniklerden yeterince yararlanılmamaktadır,
  • kitle iletişim araçlarının orman yangınlarıyla ilgili bilgilenmeleri çoğunlukla son derece yüzeysel ve ilgilenme biçimleri de  yurttaşlarımızı bilinçlendirici doğrultuda değildir; Bakan, vali vb konumdaki yöneticilerin açıklamaları ise çoğunlukla yanıltıcıdır.

Bu koşullarda, ülkemizde, her yıl ortalama iki bin orman yangınının çıkması, 50-60 bin dönüm ormanın yanması ya da bu yıl olduğu gibi yalnızca bir hafta içinde 300 dolayında yangının çıkabilmesi ve 20-25 bin dönüm ormanın yanabilmesi, bir bakıma olağandır. Olağan olmayan ise;

  • orman yangınların nedenlerinin ve sonuçlarının tartışılma biçimidir,
  • sonuç vermediği her zaman kanıtlanan orman yangını önleme ve söndürme stratejilerinin, uygulamalarının ısrarla sürdürülmesidir,
  • çıkan yangınların sayısının, şiddetinin, yayılma hızının ve yol açtığı yıkımların ekolojik koşullar ile ekonomik, toplumsal ve kültürel yapıların son derece farklı olduğu başka ülkelerdekilerle ve dönemlerdekilerle karşılaştırılmasıdır,
  • Bakan, genel müdür, vali vb yetkililerin yangınların ve yanan alanların azaltılamamasının sorumluluğunu “yavuz hırsız” tutumuyla başkalarına yıkabilmeye kalkışabilmeleridir,
  • meslek odası, sendika, kooperatif, birlik, gönüllü kuruluşlar vb demokratik kitle örgütleri, yurttaşlarımızı bilgilendirici ve bilinçlendirici çabalara yeterince girmemeleridir,
  • yangınlar gündeme geldiğinde, deyiş yerindeyse üzüntüden yanıp tutuşan  yurttaşlarımızın çoğunluğunun yangınlarla ilgili en temel bilgileri edinmemeleri, gerçeklikleri öğrenmemeleri ve gereken tepkiyi göstermemeleridir.

Bu nedenledir ki, ülkemizde bundan sonra da orman yangını çıkabilecek, ve ormanlarımız yanabilecektir; sorun, bu bağlamda, yangınların çıkması ve ormanlarımızın yanması değildir; sorun, yangın sayısının ve yanan ormanların en aza indirilmesidir. Bu da, ancak ekolojik, teknik ve teknolojik, ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal süreçlerin birlikte ele alınıp yönlendirilmesiyle başarılabilecek bir durumdur.
Bu gereği kimler, ne zaman, nasıl ve hangi olanaklarla yerine getirebilecektir ve bu gereğin yerine getirilmesi için gerektiğince kararlı ve özverili savaşımları kimler göze alabilecektir ? Bu aşamada yanıtlanması ertelenemeyecek temel soru da budur. Evet; kimler, ne zaman, nasıl ve hangi olanaklarla ?
SUNUŞ

Kuşkusuz, son derece keskin söylemli bir başlık; “Ormanlarımız “dün” yandı, “bugün” de yanıyor ve “yarın da” yanacak ! Çünkü…” Ancak, bu yılın Ağustos ayında ormanlarımız, “cayır cayır” yanar ya da yakılırken basında da yer verilen kimi açıklamalar denli anlamsız mı? Hiç sanmıyorum. Sözgelimi, Çevre ve Orman Bakanı’nın yangın söndürme çalışmalarına katılmayan köylüleri kahvede tavla oynamasından yakındıktan sonra öne sürdüğü “Bizim ile aynı iklim şartlarındaki Fransa’nın, İtalya’nın, İspanya’nın, komşumuz Yunanistan’ın bizden daha fazla uçağı var, bizden daha çok helikopteri var ama bizim 50, 100 katımız orman kaybediyorlar. Niye ? Onların bizim ormancılarımız gibi yüreğini ortaya koyan ve bu işi yurt savunması olarak kabul eden ormancıları yok!” vb sözler ne denli anlamlı?  Peki; orman yangınlarının golf alanlarında ya da yakınında çıktığını sanan Turizm Yatırımcıları Derneği Başkanı Oktay Varlıer’in; “…bu yatırımlar yangın çıkma olasılığını azaltıyor. Sulama yapılması, göletler oluşturulması yangına karşın etkin bir yöntem oluşturuyor.” ya da Golf Federasyonu’nun; “Golf tarihi boyunca hiçbir golf sahasında ve çevresinde yangın yaşanmamış olması asla bir tesadüf değildir…Golf sahaları, çevrelerindeki orman yangınlarına karşı aynı zamanda bir sigortadır.” biçimindeki açıklamaları ? Herkesi suçlamayı yeğleyen TOBB ETÜ Rektörü’nün açıklaması da son derece anlamlı (!): “Orman kenarında piknik yapanları uyarmamışsak, ormanlık alanlara meşrubat şişeleri atmış ya da gördüğümüz şişeleri başka yerlere taşımamışsak suçluyuz. Basın mensupları olarak bu söylediklerimi yazmazsanız siz de suçlusunuz.” Türkiye Seyahat Acentaları Birliği Başkanı Başaran Ulusoy’un bakış açısı ise son derece “ilginç”: “Biz turizmcilerin en önemli ürünlerinden biri orman. Orman yangınlarıyla mücadele etmek için bir fon kurulursa ona 5 bin üyemizle destek oluruz. Herkes gönlünden kopan bağışı yapar.” Ne denebilir artık, “Allah razı olsun !” Öte yandan, bir orman mühendisinden aldığı bilgiyle yetinerek; “Orman yangınlarının bir bölümünü bilerek kesim işçileri çıkarıyor.” açıklamasını yapabilen gazeteci Yalçın Doğan’ın; “Ormanlar ortak malımızdır” denmemesinden yakındıktan sonra “2 B alanları kullananların malıdır !” dememizi isteyen Cumhuriyet Gazetesi köşe yazarı Gürbüz Çapan’ın ve yanan ormanlar için yalnızca “ciğerimiz yanıyor” içeriğinde ağıtlar yakan daha bir çok kişinin benzer içerikteki açıklamalarını da bu bağlamda anımsayabiliriz. Bu yaklaşımların, açıklamaların, her orman yangınından sonra duyduklarımızdan herhangi bir ayırt edici yanı var mı? Peki, orman yangınlarının önlenmesine yahut daha az zararla söndürülmesine bir katkısı olmuş mudur, olacak mıdır böylesi yaklaşımların ? Bu sorulara olumlu yanıtlar verebilmek olası değildir. Değildir, çünkü, Türkiye’de de ormanların yapısal özellikleri ve iklim koşulları yangınlarının çıkması için uygun ortamlar yaratmaktadır. Bu nedenledir ki Türkiye’de orman yangınları “dün de” çıkmıştır, “bugün de” çıkmaktadır ve “yarın da” çıkabilecektir. Sorun, orman yangınlarının çıkması değildir; sorun, temelde, yangınların neden çıktığının, şiddetlendiğin ve yayılabildiğine doğru açıklamaların getirilmesi; giderek, yangın çıkma olasılığının ve yangınların yol açabileceği ekolojik, ekonomik ve toplumsal yıkımların en aza nasıl indirilebileceği sorunudur. Eğer, ülkemizde, 2000’li yılların ortasında bile bir hafta içinde üçyüz dolayında orman yangını çıkabiliyor ve yirmi bin dönüm orman yanabiliyorsa, bu, bu sorununun henüz çözümlenemediği gerçeğini ortaya koymuyor mu? Koyuyorsa eğer, öteden beri sürdürülegelen yaklaşımların, alınan önlemlerin gözden geçirilmesi gerekmez mi; gözden geçirilip daha gerçekçilerinin geliştirilmesi sıradan bir aklın bile kolaylıkla ulaşabileceği bir çıkarım olmaz mı?
Elinizdeki kısa incelemenin, bu denli yalın bir akıl yürütmenin sonuçlarını yaşama geçirme çabasının ürünü olarak değerlendirilmesini öneriyorum. Ancak, bununla yetinmiyor; daha ayrıntılı soruşturmalara, arayışlara girilmesini istiyorum.  Ormansever yurttaşlarımızın bu isteğimi paylaşmasını ve bu doğrultuda gereğini yapmaları için de, ? başta orman fakülteleri, ormancılık araştırma müdürlükleri ve TÜBİTAK olmak üzere üniversitelerin ve araştırma kuruluşları, ? Orman Genel Müdürlüğü’ndeki ilgili daire başkanlıkları ve müdürlükleri, ? TMMOB Orman Mühendisleri Odası vb meslek örgütleri, ? 1924 tarihinde kurulmuş Türkiye Ormancılar Derneği, ? “orman köylülerinin” kitle örgütü olma savındaki Türkiye Ormancılık Kooperatifleri Merkez Birliği ve ? doğa korumacı gönüllü kuruluşlar üzerinde demokratik baskılar yaratmalarını bekliyorum.
Keşke daha fazlasını yapabilseydim.
Yücel ÇAĞLAR
Eylül 2006, Ankara

 

 

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R
SUNUŞ
GİRİŞ
BİRİNCİ BÖLÜM: Orman Yangınları ve Temelleri

  • Kavramsal Çerçeve
    • Orman Yangını Türleri
    • Orman Yangınlarıyla “Mücadele”
  • Orman Yangınlarının Önlenmesi
  • Orman Yangınlarının Söndürülmesi
    • Orman Yangını Çıkma Olasılığı, Şiddeti ve Yayılma Hızı Üzerinde Etkili

Olabilen Nesnel Nedenler
İKİNCİ BÖLÜM: Türkiye’de Orman Yangınlarıyla “Mücadele” ve
                               Orman Yangınları
1. Türkiye’de Orman Yangınlarıyla “Mücadele”
1.1. Hukuksal ve Kurumsal Yapı
1.2.  Orman Genel Müdürlüğü’ne Göre Yapılması Öngörülen Çalışmalar
a) Yangın Önleme Çalışmaları
b) Yangın Söndürme Çalışmaları
2. Türkiye’de Orman Yangınları
3. Orman Yangını Önleme ve Söndürme Çalışmalarında Sorunlar
3.1. Veritabanı ve Araştırma
3.2. Ormancılık Örgütlenmesi ve Yönetimi:
3.3. Ormancılık Uygulamaları
3.4. Ormancılık- Halk İlişkileri
3.5. Ormancılık Politikaları
NEYAPILMALI ?
YARARLANILAN KAYNAKLAR
GİRİŞ
Bilindiği gibi ormanlar, doğal süreç ve oluşumların etkilerine açık, son derece karmaşık ekosistemlerdir. Ayrıca, ormanların insanların çeşitli etkinliklerinden doğrudan ve dolaylı olarak etkilenebilen "canlı" varlıklar olduğu da bilinen bir başka gerçektir. İşte bu etkiler, kimi koşulların varlığı durumunda orman yangınlarına yol açmaktadır. Orman Genel Müdürlüğü’nün (OGM) saptamalarına göre Türkiye’de çıkış nedeni belirlenebilen orman yangınlarının ortalama olarak % 23’ü "kasıt" ve % 23.2’si de "savsaklama" olmak üzere % 46’sı insanlar tarafından çıkarılmaktadır. Buna karşılık çıkış nedeni belirlenemeyen yangınların oranı ise % 52’dir. Bu yangınların da bir kısmının yine insanlar tarafından çıkarıldığı göz önünde bulundurulduğunda "insan" etmeninin ülkemizdeki orman yangınlarının özellikle önlenmesine yönelik çalışmalar sırasında  öncelikle ve ağırlıkla ele alınmasının gereği daha kolay kavranabilecektir.
Öte yandan; orman yangını söndürme çalışmaları da, özellikle Türkiye koşullarında, bir bakıma doğası gereği "emek yoğun işlerdir. Çıkan yangının türü, yeri, olanaklı olduğu durumlarda nedeni, büyüklüğü, hava koşulları vb bilgilerin ilgili birimlere olabildiğince kısa sürede ve doğru olarak ulaştırılması, söndürme çalışmalarının yönetimi, yangını söndürme işi, yangının sönmesi ve/veya söndürülmesi sonrasında yapılması gerekli görülen iş ve işlemler çeşitli nitelikte işgücünün kullanılmasını gerektirmektedir. Bu nedenle, orman yangılarının olabildiğince az zararla söndürülmesine yönelik çalışmaların başarı olabilmesi de, öncelikle ve ağırlıkla "insan" etmeninin ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Yangın söndürme çalışmaları sırasında çeşitli araç ve gereçlerden yararlanılıyor olması bu önceliği ve ağırlığı değiştirmemektedir.
Bu saptamalardan hareketle tasarlanan ve yürütülen araştırma üç bölümden oluşmaktadır: Birinci Bölüm’de, orman yangınlarının doğal toplumsal ve kültürel, teknik temelleri ele alınmıştır. Orman yangınlarını önleme çalışmalarına açıklık getirilen İkinci Bölüm’de bu çalışmaların başarı düzeyleri sorgulanmaktadır. Üçüncü Bölüm’de ise orman yangınlarını söndürme çalışmalarının başarı düzeyleri irdelenmektedir.
Orman yangınlarını önleme ve söndürme çalışmalarının başarı düzeyinin yükseltilmesine katkıda bulunabileceği düşünülen önerileri de "Ne Yapılmalı? " başlığı altında yer verilmiştir.
***

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM
ORMAN YANGINLARI ve TEMELLERİ

Orman yangınları, "olağan koşullarda", ormanların yapısal özelikleri ile iklim koşullarını bağlı olarak gündeme gelebilmektedir. Başka bir söyleyişle; orman yangınları da orman ekosistemlerinin doğal öğelerinden birisidir. Öyle ki, yangınlar, kimi orman ekosistemlerinde, ekosistemin kendisini yenileyebilmesini kolaylaştırıcı bir işlev de görebilmektedir. Ancak, insanlar da çeşitli nedenlerle orman yakmakta ya da yangın çıkmasının öncelikli koşullarını yaratabilmektedir. İnsanların yangınlara yol açan tutum ve davranışları, ülkelerin yersel konumları ile toplumların kültürel ve toplumsal yapılarına, güncel kimi kültürel ve siyasal gelişmelere bağlı olarak değişebilmektedir. Doğal koşullar da orman yanını çıkma olasılığı üzerinde etkili olabilmektedir.
1. Kavramsal Çerçeve
Orman yangınları da temelde, sıcaklık, oksijen ve yanıcı madde etmenlerinin uygun oranlarda bir araya gelmesi ya da getirilmesiyle ortaya çıkan bir oksidasyon olgusudur. Bu etmenlerin nitelikleri ve nicelikleri yangınların şiddeti ve yayılma gücü üzerinde etkili olmaktadır.
1.1. Orman Yangını Türleri
Öte yandan, "orman yangını" sayılan oluşumlar farklı niteliklerde olabilmektedir. 285 sayılı genelgede bu farklılıklar iki kümede toplanmıştır: Örtü yangını, orman arazisinde toprağı örten otsu bitkilerle çalıların ve bitki artıklarının yanmasıdır. Bu tür yangınlarda ağaçlar çoğunlukla zarar görmemektedir. Ancak, şiddetlenmesi durumunda "tepe yangını"na yol açabilmektedir. Tepe yangınında ise toprağı örten bitki ve bitki artıklarının yanı sıra ağaçların gövdeleri, dalları ve tepeleri de yanmaktadır.  "Gövde yangını" olarak da anılan bu tür yangınlarda ağaçlar ancak çok şiddetli yangınlarda tümüyle yanıp kömürleşmekte; daha çok da kömürleşmeden canlılığını yitirmektedir. Açıktır ki, yol açabileceği zararlar yönünden karşılaştırıldıklarında "tepe yangınları" görece olarak daha büyük önem taşımaktadır.
Örtü ve tepe yangını dışında, yine orman yangınları kapsamında sayılan bir başka yangın türü de "toprak yangını" dır. Orman arazisinde toprakların üzeri kalın bir organik tabaka ile kaplı olabilmektedir (kuru turba ya da humus). Bu tabakanın herhangi bir nedenle tutuşması nedeniyle ortaya çıkan toprak yangını ülkemizde yaygın bir yangın türü değildir.

1.2. Orman Yangınlarıyla “Mücadele”
Orman yangınlarıyla “mücadele”, temelde, iki boyutlu bir etkinlik alanıdır. Bu iki boyutta uygulanacak stratejiler, yürütülecek etkinlikler, dolayısıyla yararlanılabilecek teknik, kurumsal ve hukuksal donanım, büyük ölçüde birbirinden farklıdır. Ancak, ormanların ağaç türü birleşimi, sıklığı, yaşı, yersel konumu vb yapısal özellikleri, iklim ve arazi koşulları, yöredeki ekonomik, toplumsal ve kültürel değişme ve gelişmeler bu iki boyutun kapsamındaki stratejiler ve etkinliklerin niteliği, kapsamı, zamanlaması vb üzerinde de etkili olabilmektedir.

          • Orman Yangınlarının Önlenmesi

Yangın çıkma olasılığının en aza indirilmesine yönelik etkinliklerin gerçekleştirildiği önleme, açıktır ki, “mücadelenin”, en azından eylemsel olarak öncelikli bir boyutudur. İzleyen alt başlık altında ayrıntılı olarak incelenirken de görüleceği gibi, orman yangınları, doğal nedenlerle çıkabildiği gibi doğrudan ya da dolaylı olarak, bilmeden ya da bilerek insanlar tarafından da çıkarılabilmektedir. Dolayısıyla, yangın önleme amaçlı stratejilerin ve etkinliklerin iki boyutlu bir yaklaşımla tasarlanması ve yürütülmesi gerekmektedir.
i) Yanma Koşullarının Değiştirilmesi:
Yanıcı madde oluşumunun yavaşlatılması (ya da azaltılması), bu amaçla yangınlara dirençli orman yapılarının kurulması; oluşan yanıcı maddelerin azaltılması ve/veya ekolojik olarak uygun ortamlarda da tümüyle ormandan çıkarılması, denetimli yangınların çıkarılması bu bağlamda sayılabilecek etkinliklerin başlıcalarıdır. Öte yandan, bu etkinlikler, ağırlıkla;

            • ekolojik süreçlerin “yönetimi” gibi son derece karmaşık kararların alınmasını; bu amaçla da söz konusu süreçlerin açıklanmasına, anlamlı ve gerçekçi öngörülerin yapılmasına olanak verebilecek ayrıntılı ve güncel veri tabanlarının oluşturulmasını, bilgilerin üretilmesini gerektirmektedir
            • uygulanması sırasında ağırlıkla teknik iş ve işlemler öne çıkmaktadır;
            • özellikle Türkiye gibi yatay ve dikey olarak son derece değişken orman yapılarının bulunduğu koşullarda yoğun harcamalara yol açabilmektedir;
            • farklı bilgi üretim alanları arasında çok boyutlu ve sürekli işbirliğini zorunlu kılmaktadır.

Açıktır ki, bu etkinlikler, insanların bilinçli ve bilinçsiz eylemleriyle yangın çıkma/çıkarılma olasılığının, yangın şiddetinin ve yayılma hızının azaltılması yönünden de önem taşımaktadır.

        • Yangın Çıkarılma Olasılıklarının Azaltılması:

Daha önce de kısaca değinildiği gibi, ormanı oluşturan öğelerin çoğu az ya da çok, zor ya da kolay yanabilir özelliklere sahiptir. İnsanlar ise bilerek ya da bilmeden yanma koşullarının oluşmasına çeşitli biçim ve düzeylerde katkıda bulunabilmektedir. Başka bir söyleyişle; ormanlarla ilişkileri tümüyle engellenmediğinde insanların bilerek ya da bilmeden orman yangını çıkarma olasılığının tümüyle ortadan kaldırılabilmesi olanaklı değildir: İnsanların, sözgelimi;

  • orman yangını çıkma olasılığını artırabilecek yerlerde ateş yakması
  • herhangi bir amaçla (piknik, anız, tarımsal artık, ısınma ve pişirme vb) yaktığı ateşi gerektiğince söndürmemesi ve/veya herhangi bir yolla yayılmasını önleyememesi;
  • yakıcı maddeleri ormandaki yanıcı maddelerle ilişkilendirmesi (çokça yaşandığı gibi sigara izmaritlerini yanar durumda atması, kırık camları ormanda bırakması, motorlu taşıtlarının egzoz vb aksamlarından, orman içindeki ya da bitişiğindeki tesislerden ve yapılardan çevreye kıvılcım saçılması vb);
  • tarla, otlak ve/veya yerleşme yeri vb amaçlarla kullanmak üzere arazi kazanmak amacıyla orman arazisindeki ağaç topluluklarını yakması;
  • başka insanlara zarar vermek, uygulanan ormancılık ya da genel politikalara tepki göstermek vb nedenlere çevresindeki ormanları ateşlemesi;
  • silahlı çatışmalarda düşmanı görünür kılmak amacıyla ortamdaki bitki örtüsünü yakması

vb eylemleri orman yangınlarına yol açabilmektedir. Dolayısıyla, orman yangını çıkarılma olasılıklarının en aza indirilebilmesi için bu eylemlerin önlenmesine ya da en aza indirilmesine yönelik stratejilerin tasarlanması, uygulamaların yapılması gerekmektedir. Öte yandan, bu stratejilerin ve etkinlikler kapsamında, insanların;

  • öncelikle tutum ve davranışlarının değiştirilmesine yönelik bilgilendirici;
  • kasıtlı eylemlerini caydırıcı;

eğitsel çalışmaların yapılması, özendirme ve cezalandırma tekniklerinden yararlanılması vb yollara başvurulması ağırlık kazanmaktadır. Ek olarak, insanların çevrelerindeki ormanlara yabancılaşmasına, “devlet ormanı” sayılan arazilerin mülkiyet ve kullanım biçimlerinde değişikliklerin yapılacağına yönelik beklentilere yol açabilecek tutum ve davranışlardan, söylemlerden ve uygulamalardan kaçınılması da zorunlu olmaktadır. Açıktır ki, bu amaçla kullanılmak üzere ülkesel ve yerel ekonomik, toplumsal, kültürel, siyasal ve ruhbilimsel değişme ve gelişmelerle ilgili yine ayrıntılı ve güncel veri tabanlarının oluşturulması, bilgilerin üretilmesi zorunlu olmaktadır.
b) Orman Yangınlarının Söndürülmesi
Herhangi bir nedenle çıkan ya da çıkarılan orman yangınlarının söndürülmesi de çok bileşenli bir yönetim alanıdır. Bu alanda;

  • orman yangınlarının farklı orman yapıları, arazi ve iklim koşullarında davranış özellikleri,
  • yangın çıkan ormanın ve üzerinde bulunduğu arazinin yapısal özellikleri ile iklim koşullarındaki değişme eğilimleri,
  • yangın çıkma nedenleri
  • yöre halkının davranış biçimleri,
  • kullanılabilecek işgücü, tesis, araç ve gereç donanımı

vb konularda uzmanlık bilgisinin yeterli düzeyde ve kullanılabilir durumda olması “alt yapı” bileşeni bağlamında sayılabilecek bir koşuldur. Çalışmaların “yönetimi” ise orman yangınlarıyla “mücadele” alanının söndürme boyutunda yaşamsal önem taşıyan bir bileşendir: Yangın söndürme çalışmaları sırasında;

  • karar alma ve uygulama süreçlerinin,
  • karar alma ve uygulama süreçlerindeki yetkili ve sorumlu birim ve kişilerin,
  • yetkili ve sorumlu birim ve kişilerin yetki ve sorumluluklarının,
  • yürütülecek her türlü iş ve işlemlerle ilgili akışların,
  • kullanılabilecek tesislerin, araç ve gereçlerin niteliği, niceliği, depolandıkları yerler ve bu yerlere ulaşım olanaklarının ve düzeninin

çalışmalara katılacaklar tarafından bilinmesi, yönetim işlevinin gerektiğince yerine getirilebilmesinin öncelikli koşullarıdır. Orman yangınları, ancak “alt yapı” ve “yönetim” bileşenleri kapsamındaki koşullar gerektiğince yerine getirilebildiğinde, görece olarak daha az “zararla” söndürülebilmektedir. Bu koşulların yerine getirilmediği ya da getirilemediği durumlarda ise yangınların söndürülmesi, tümüyle rastlantısaldır ve büyük ölçüde ormanın ve arazinin yapısal özellikleri ile iklim koşullarındaki değişmelere bağlıdır. Öte yandan, sözü edilen koşulların gerektiğince yerine getirilmiş olması da, kimi durumlarda, yangının söndürülmesinde yeterince başarılı olunmasını sağlamayabilmektedir: Ormanın ve arazinin yapısı ile iklim koşullarındaki değişmelerin birlikte oluşturduğu beklenmedik koşullar yangınların şiddeti ve yayılma hızı üzerinde etkili olabilmektedir.

Görüldüğü gibi;

  • uygun kapsamda ve güncel veritabanı ve bilgi ile yeterince etkili bir yönetsel yapı, orman yangınlarıyla “mücadelenin” eylemsel öncelikleri, nitelikleri ve kapsamları birbirinden farklı olan yangın önleme ve söndürme  boyutlarında yerine getirilmesi zorunlu olan temel koşullardır;
  • söz konusu koşulların eksiksiz olarak yerine getirilmiş olması bile orman yangınlarının çıkma olasılığı tümüyle ortadan kaldırılamayabilmekte, şiddeti ve yayılma hızı her zaman ve durumda denetlenememektedir;

Bu nedenlerle; kişilerin, birimlerin, yörelerin, bölgelerin, ülkelerin ve dönemlerin orman yangınlarının sayısı, şiddeti ve yayılma hızı, bunlara bağlı olarak orman yangınlarıyla “mücadelede” başarı düzeyleri yönünden karşılaştırılması her durumda anlamlı sonuçlar verebilecek bir değerlendirme değildir.

  • Orman Yangını Çıkma Olasılığı, Şiddeti ve Yayılma Hızı Üzerinde

       Etkili Olabilen Nesnel Nedenler
Orman yangınlarının çıkması, türü, şiddetlenmesi ve yayılması, çoğu durumda tek bir nedenle açıklanabilecek oluşumlar değildir. Yangınlar, ancak kimileri doğal kimileri de insanların çeşitli etkinliklerinden kaynaklanan nedenlerin en azından birkaçı bir araya geldiğinde ya da getirildiğinde çıkmakta, şiddetlenmekte ve yayılmaktadır. Bu nedenlerin nesnel nitelikte olanların yanı sıra Türkiye’ye özgü olanlarının başlıcaları aşağıda kısaca açıklanmıştır.
i) Ormandaki Yanıcı Maddeler:
Ormanlardaki yanıcı maddeler orman ekosistemini oluşturan bitkilerin ve özel olarak da ağaç ve ağaççık kalıntılarının kurumalarıyla oluşmaktadır. Bu kalıntıların nem düzeyi ise tutuşabilirlikleri yönünden belirleyici bir öğedir. Saptamalara göre nem oranı % 5’in altına düştüğünde, öteki koşulların değişmediği durumlarda yangın çıkma olasılığı artmaktadır. Öte yandan ormandaki yanıcı maddelerin niteliği, boyutları ile miktarı, arazi yüzeyine yayılma biçimi de yangın olasılığı, şiddeti ve yayılma hızı üzerinde etkili olabilmektedir. Ormandaki yanıcı maddelerin kapsamındaki ot, ibre, yaprak ve ince dallar görece olarak daha kolay tutuşabilmekte, ancak, kısa sürede yanıp tükenmektedir. Buna karşılık kalın çaplı yanıcı maddeler ise görece olarak daha güç tutuşmakla birlikte, yine görece olarak daha uzun süre yanabilmekte ve çevresine daha çok ısı yayabilmektedir. Yanıcı maddenin yığılma yoğunluğu ve bu yoğunluğun eşit düzeyde yayılımı yangının her yana yayılabilmesini kolaylaştırmaktadır. Yanıcı maddenin yığılma yoğunluğunun farklı olduğu ortamlardaysa yangın kolaylıkla yayılamamaktadır.
ii) İklim Koşulları
İklim koşulları, sözgelimi yağış, sıcaklık, göreli hava nemi ve rüzgar orman yangınlarının her türlü özelliği üzerinde belirleyici olabilmektedir: Sözgelimi, yağışlar yanıcı maddelerin nem oranını yükselterek tutuşma ve yanmalarını güçleştirmektedir. Ayrıca, yağışlar, otsu bitkilerin çoğalmasını artırarak ve kurumalarını geciktirerek ortamın yangına duyarlı duruma gelmesini, en azından erteleyebilmektedir. Sıcaklık ise, yanıcı maddelerin daha çabuk kurumalarına yol açarak tutuşmaları için gerekli olan ısı miktarını azaltmaktadır. Bilindiği gibi ormanlardaki yanıcı maddeler 260-400 C’de tutuşabilmektedir: Havanın sıcaklığına bağlı olarak yanıcı maddenin sıcaklığı da artacağından tutuşma için gerekli olan ısı doğal olarak azalmaktadır. Havanın göreli nemi ise, yanıcı maddelerin tutuşması için gerekli olan ısının miktarını azaltmaktadır. Rüzgarlar orman yangınlarının hem çıkması hem de şiddeti ve yayılma hızı üzerinde etkili olmaktadır. Saptamalara göre;

  • güçlü rüzgarlar yangının önündeki alevleri ileriye doğru taşımaktadır,
  • yangının ağaçlarda tepeden tepeye atlamasını kolaylaştırmaktadır,
  • yangının olağan koşullarda geçemeyeceği engelleri aşmasına olanak vermektedir,
  • yangının büyümesini için gerekli olan oksijeni artırarak bir tür körük işlevi görmektedir,
  • kıvılcım ve korları henüz yanmayan yerlere taşıyarak tutuşmalara yol açmaktadır,
  • geldiği yörenin koşullarına bağlı olarak havanın nemini artırıp azaltmaktadır;
  • havaya nem salma süreçlerini hızlandırarak (evaporasyon) bitkilerin kurumasını hızlandırmaktadır;
  • yangın nedeniyle ısınmış havanın dikey olarak yükselmesini engelleyerek yatay olarak hareket etmesini yol açmakta, böylece, henüz yanmamış yerlerin tutuşmasını kolaylaştırmaktadır.

iii) Arazi Yapısı:
Arazilerin denizden yüksekliği, eğimi, yeryüzü biçimi, toprak yapısı vb özellikleri de yangın çıkma olasılığı, daha çok da şiddeti ve yayılma hızı üzerinde etkili olmaktadır. Bulgulara göre;

  • Yükseklik, tek başına ele alındığında yangın çıkma olasılığını azaltan bir etmendir: Yükseklikle birlikte sıcaklık azalmakta, bu da yanmayı güçleştirmektedir. Türkiye’de denizden 500 m’den daha az yükseklikteki ormanlar, yangınlara karşı en duyarlı kuşaklardır. Ayrıca, vadi tabanlarında hava gündüzleri fazla ısınmakta; hafifleyip yükselmektedir. Geceleri ise ağırlaşan hava, vadi tabanlarına çökmektedir. Bu nedenle gündüzleri vadi tabanları, geceleri ise yamaçlar yangınlara karşı daha duyarlı olmaktadır.
  • Öteki koşulların değişmediği durumlarda yangın, eğimli arazilerde daha hızlı hareket edebilmektedir.
  • Dar dere vadilerinde; eğim yukarı çıktıkça yatağı daralan derelerin bulunduğu ortamlarda yangının yayılma hızı artabilmektedir.
  • Genel olarak güney ve güney batı yönler yangınlara uygun ortamlar olarak işlev görmektedir: Daha çok güneş ışığı alıp havanın ve yanıcı maddelerin sıcaklığını artırmakta;  dolayısıyla tutuşmalarını kolaylaştırmaktadır.
  • NEYİŞÇİ’ye göre Ege Bölgesi’nde dağlar aralarında geniş ve verimli vadilerle denize dik uzanırlar. Vadilerdeki verimli tarım alanları Bölgenin nüfus yoğunluğunun yüksek olması sonucunu doğurmuştur. Bölgede tarım-ormanı alanı sınırı bu nedenle uzundur. Ege Bölgesi’nde orman yangınlarının gerek adet gerekse yanan alan olarak Akdeniz Bölgesi’ne eşit ya da ondan fazla olmasının temel nedeni bu yapıdan kaynaklanmaktadır. Buna karşılık Akdeniz Bölgesi’nde dağlar denize paralel olarak uzanmaktadır. Bu durum bir yandan yangına konu olan alanların göreli olarak dar bir alanda yoğunlaşmasını sağlarken, diğer yandan da Bölgenin büyük bir bölümünün kurutucu rüzgarlardan korunmasına yardımcı olmaktadır. NEYİŞÇİ, yangın davranışının Akdeniz Bölgesi’nde sarp arazi yapısına, Ege Bölgesi’nde ise rüzgarın durumuna göre biçimlendiğini de öne sürmektedir (NEYİŞÇİ 1988).

iv) Ormanların Yapısal Özellikleri:
Ormanların ağaç türü bileşimi, ağaçlarının sıklığı, kapalılık ve tabakalılık durumu, yaşı, dallılık durumu ve temizliği, orman altı bitki örtüsünün niteliği ve yoğunluğu vb yapısal özellikleri, yangınların çıkma olasılığı, şiddeti, yayılma hızı üzerinde etkili olan bir başka önemli etmendir.
Çanakçıoğlu’nun saptamasına göre Türkiye de orman yangınlarının % 71.8’i çam ağacı türlerinin oluşturduğu ormanlarda çıkmaktadır. İkinci sırada % 6’lık paya sahip olan meşe ve daha sonra da, sırasıyla kestane ve kayın ormanları gelmektedir.  NEYİŞÇİ’ye göre de "Akdeniz bitki örtüsü tipi, yüksek oranlarda reçine ve asal yağlarca zengin olmaları nedeniyle yüksek derecede yanıcı türlerden oluşmaktadır. Kızılçam ormanı, maki, garik gibi farklı yapısal bitki örtüsü tipleri farklı yanabilirlik özellikleri gösterirler" (NEYİŞÇİ 1988).  Yine NEYİŞÇİ’nin başka bir araştırmasının bulgularına göre, kızılçam ormanlarında arazideki ince kuru yanıcıların yandığı küçük ölçekli (örtü yangını) ve her yirmibeş yılda da ağacın tümünün yandığı (tepe yangını) orman yangınları çıkabilmektedir (NEYİŞÇİ 1994).
Öte yandan, saptamalara göre çam türlerinden sonra görece olarak kolay yanan öteki ibre yapraklı ağaçlar ise sedir ve ladindir. Ek olarak, ışık ağaçlarının oluşturduğu ormanlarda gölge ağaçlarının oluşturduğu ormanlardakinden görece olarak daha çok ormanı yangını çıkabilmektedir: Işık ağaçlarının oluşturduğu ormanlarda orman altı bitki örtüsünün görece olarak kolay yanabilen türlerden oluşması tutuşma olasılığını artırmaktadır.
Türkiye’de ormanların ağaç türü bileşimi yangınlar yönünden uygun ortamlar yaratmaktadır: OGM’nin saptamalarına göre orman alanlarının % 20’si kızılçam ve % 16’sı da karaçam olmak üzere yaklaşık olarak üçte biri yangınlara karşı son derece duyarlı olan saf çam ormanları oluşturmaktadır. Ayrıca, yangınlara karşı duyarlı olan baltalık meşe ormanları ile makilik alanlar ise % 29.2’lik bir paya sahip bulunmaktadır (OGM 1980). Türkiye’de  orman yangınlarının ortalama olarak % 51.2’sının  çıktığı Antalya, Çanakkale. İzmir, Mersin ve Muğla Orman Bölge Müdürlüklerinin toplam kızılçam ormanları içindeki payının % 62, maki alanları payının ise  % 91.6 olduğu göz önünde bulundurulduğunda orman ağacı türleri ile yangın çıkma olasılığı ve yanan alan genişliği arasındaki ilişkinin düzeyi daha kolay kavranabilecektir. Ancak, bu göstergeye karşın, ormanların yapısal özeliklerinin yangın çıkma olasılığı yönünden tek başına açıklayıcı bir etmen olarak alınmaması gerekmektedir.
Öte yandan; Çanakçıoğlu’nun aktardığına göre yangın çıkma olasılığı 1-40 yaşlarındaki ormanlarda % 33 iken 40’dan daha fazla yaşlı ormanlarda % 8.7’e düşmektedir (ÇANAKÇIOĞLU 1985).  Neyişçi’nin belirttiğine göre de kızılçam ormanlarında; “Yanma tehlikesi 12-35 yaşlar arasındaki sıklık çağında en yüksek noktasına ulaşır. Ağaçlandırma alanlarında yangın tehlikesinin daha sonraki yaşlarda düşmeye başlar…. Doğal kızılçam ormanlarında ise doğal ağaç ömrünün sonlarına doğru, yaklaşık olarak 200 yaş civarında, ölümlerin ve devrilmelerin başlamasıyla yeniden tehlikenin yükseldiği bir döneme girilir.” (NEYİŞÇİ, Tuncay-AYAŞLIGİL, Yahya- AYAŞLIGİL, Tülay-SÖNMEZIŞIK, Salih 1996).
Türkiye’de çeşitli yollarla yapılan yeni orman yetiştirme çalışmalarıyla orman yangınlarına karşı yeterince duyarlı orman yapıların oluşturulmadığı; yeni yetiştirilen ormanlarda yanıcı madde birikimini azaltıcı işlemlerinin gerektiğince yapılmaması da yangınlar üzerinde etkili olabilmektedir: Sözgelimi; Türkiye’de, özellikle 1970’li yıllardan bu yana toplam 4.5 milyon hektar yeni orman yetiştirilmiştir ve bu ormanların çoğu yanıcı madde birikimi yönünden son derece tehlikeli bir döneme girmiştir. Bunların dışında, öteki koşulların veri olduğu tabakalı, tek türlü ormanlarda da yangın olasılığı artmaktadır.
Topluca değerlendirildiğinde; OGM’nin verilerine göre, Türkiye’de “orman” sayılan alanların % 58’ini oluşturan 12 milyon hektar alanda, ağırlıkla yapısal özellikleri nedeniyle, orman yangınları yönünden “birinci derecede riskli” olan ormanlar bulunmaktadır (OGM).
v) Ormancılık Çalışmaları:
Ormancılık çalışmalarının niteliği, yoğunluğu ve zamanlaması da orman yangınlarının çıkması ve/veya çıkarılması için uygun ortamlar yaratabilmektedir: Sözgelimi;

  • orman yetiştirme çalışmaları sırasında tek türden, özellikle de kızılçamdan yararlanılması,
  • gerekli konumda ve sıklıkta yangın güvenlik yol ve şeritlerinin bırakılmaması ve bakımlarının yeterince yapılmaması,
  • rüzgar perdelerinin oluşturulmaması,
  • hasat çalışmaları sırasında da kesim artıklarının ormanda bırakılması,
  • ekolojik önem taşımayan kurumuş ağaçların ormandan çıkarılmaması,
  • ormandaki ağaçların sıklık ve tabakalılık durumunun yangın olasılığını en aza indirebilecek biçimde düzenlenmemesi,
  • ağaçların dallanma eğilimlerini azaltabilecek işlemlerin yapılmaması,
  • gerekli durumlarda yeterince budama yapılmaması

orman ekosistemlerinde yangın çıkma olasılığını artırmakta, şiddetlenmesi ve yayılmasını kolaylaştırmaktadır.
Görüldüğü gibi; orman yangınları, çeşitli etmenlerin ortak bir sonucu olarak çıkmakta, şiddetlenmekte ve yaygınlaşmaktadır. Bu nedenle yörelerin, bölgelerin, ülkelerin ve aynı yöre, bölge ve ülkede de dönemleri çıkan yangın sayısı, şiddeti, yanan alan genişliği vb yönlerden karşılaştırılması anlamlı olmamaktadır. Başka bir söyleyişle; orman yangınlarının sayısı, şiddeti ve yayılma hızları vb özellikleri, ancak aynı ya da benzer iklim koşullarının, arazi ve orman yapılarının, ekonomik, toplumsal ve kültürel değişme ve gelişmelerin olduğu durumlarda karşılaştırılabilir ki, bu da kolaylıkla sağlanabilecek bir koşul değildir. Başka bir söyleyişle, yangın çıkma olasılığı üzerinde etki eden etmenlerde köklü değişiklikler gerçekleşmediğinde, Türkiye’de bundan sonra da her yıl orman yangını çıkabilecektir.

 

İKİNCİ BÖLÜM
TÜRKİYE’DE ORMAN YANGINLARIYLA “MÜCADELE”
ve ORMAN YANGINLAR

  • Türkiye’de Orman Yangınlarıyla “Mücadele”

Orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesi amacıyla Türkiye’de de özel hukuksal ve kurumsal düzenlemeler yapılmış, çeşitli tesisler kurulmuş, araç ve gereçler edinilmiştir.
1.1. Hukuksal ve Kurumsal Yapı
Bilindiği gibi Türkiye’de ormanların tümüne yakın bir kısmı devlet mülkiyetindedir ve tüm ormanların gözetimi, devlet ormanlarının da işletilmesi, genişletilmesi, iyileştirilmesi ve korunması da devletin yükümlüğündedir. Öte yandan, Anayasa gereği devlet, orman yangınlarını önleme ve söndürme çalışmalarını çeşitli yasal ve kurumsal düzenlemeler aracılığıyla yerine getirme çabası içindedir. Örneğin Anayasa’nın 169. maddesinde; "Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çit tarım ve hayvancılık yapılamaz" ve "Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz"; yaptırımlarına yer verilmiştir. 6831 sayılı yasanın 68-110. maddeleri ise tümüyle orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesi çalışmalarına ayrılmıştır. Ayrıca 4846 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da, Orman Genel Müdürlüğü’nün 3234 sayılı kuruluş yasası ile Devlet Orman İşletmesi ve Döner Sermayesi Yönetmeliği’nde bu doğrultuda yaptırımlara yer verilmiştir.Dolayısıyla, ülkemizde orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesi ile ilgili çalışmalar, ağırlıkla devlet tarafından geliştirilmekte ve yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Devletin, bu alanda genel müdürlük (OGM) ya da şimdilerde olduğu gibi tek ya da birleşik bakanlıklar (Orman, Tarım ve Orman, Çevre ve Orman) ve bu bakanlıklara bağlı genel müdürlükler olarak örgütlendiği de bilinmektedir. 
Söz konusu yaptırımların yaşama geçirilmesi için çeşitli kurumsal düzenlemeler yapılmıştır. OGM’nin merkez örgütlenmesindeki "Orman Koruma ve Yangınla Mücadele Dairesi Başkanlığı", taşra örgütlenmesinde de orman bölge müdürlüklerindeki koruma şube müdürlükleri, bu düzenlemelerin başında gelmektedir. Ancak, Türkiye’de orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesine yönelik çalışmalar temelde OGM’nin taşradaki uygulama birimleri olan devlet orman işletmeleri ile orman işletme şeflikleri tarafından yürütülmektedir. Bu çalışmalar, OGM’nin anılan daire başkanlığı tarafından hazırlanan "Orman Yangınlarının Önlenmesi ve Söndürülmesinde Uygulama   Esasları" adlı 285 sayılı genelge ve 6831 sayılı Yasa’nın 69. maddesi uyarınca düzenlenmiş olan "Orman Yangınlarının Önlenmesi ve Söndürülmesinde Görevlilerin Görecekleri İşler Hakkında Yönetmelik" çerçevesinde yürütülmeye çalışılmaktadır.
Türkiye’de orman yangını önleme ve söndürme çalışmalarının gerektirdiği kaynaklar, 2000 yılına değin, devlet orman işletmelerinin tümüne yakın kısmı orman ürünlerinin satış gelirleriyle oluşturulan “döner sermaye bütçesinden” karşılanmıştır. Zaman zaman kaynak sıkıntısına yol açan bu uygulama, 2000 yılında, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 75. maddesi, 4569 sayılı yasayla yeniden düzenlenerek değiştirilmiştir. Bu değişiklikle; “Orman yangınlarını önleme ve orman yangınlarıyla mücadele harcamaları için Orman Genel Müdürlüğü katma bütçesine yeterli miktarda ödenek…” konması ve devlet orman işletmelerinin kurumlar vergisi yükümlülüğünün hafifletilmesi  sağlanmıştır. Böylece, kuruluşun , orman yangını önleme ve söndürme çalışmaları için kullanabileceği parasal kaynaklar da artırılmıştır. Ek olarak,  aynı yasanın 71. maddesi, 2004 yılında çıkarılan 5192 sayılı yasayla değiştirilerek OGM’nin orman yangını çalışmalarına katılan kamu görevlileri “fazla çalışma ücreti” ödenmesi, yangınlarda ölenlerin mirasçılarına ve sakat kalanlara yapılacak ödemelerin artırılması sağlanmıştır.
1.2.  Orman Genel Müdürlüğü’ne Göre Yapılması Öngörülen Çalışmalar
a) Yangın Önleme Çalışmaları
OGM’nin orman yangınların önlemesi amacıyla yapılması gerekli gördüğü çalışmalar, 285 sayılı genelgede ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Bu genelgede belirtildiğine göre çalışmaların dört boyutlu olarak yürütülmesi öngörülmektedir:
i) Halkın eğitilmesi sağlanacaktır. Bu kapsamda;

  • okul, cami, köy ve kışlalarda orman işletme şefleri ve müdürleri tarafından orman yangınları ile ilgili eğitim verecek,
  • broşürler dağıtılacak; gazete ve dergilerde yazılar yayımlanacak,
  • radyo ve TV programları düzenlenecek; olanaklı olduğu durumlarda orman radyo ve televizyon istasyonları kurulacak,
  • orman ve orman yangını konusunda yarışmalar (şiir, resim,  fotoğraf, kompozisyon senaryo vb) düzenlenecek,
  • orman içinden veya kenarından geçen karayolu, köy yolu ve orman yolu kenarlarına, piknik alanlarına yangın uyarı levhaları ve sözleri konulacak;
  • ilçe ve beldelerde ilçenin pazarı olan günlerde anıl yakılmaması için yangın uyarı duyuruları yapılacak,
  • kritik günlerde ormaniçi ve kenarı köylere caydırıcı, uyarıcı el afişleri dağıtılacak;
  • karayolları ve trafik ekiplerince orman içi ve kenarı  yollarda yanan sigara atılmaması için uyarılar yapılacak,
  • Toplumda saygın olduğu düşünülen kişilerle radyo ve televizyon programları yapılacak ve
  • çıkan yangını haber vermek üzere ormancılık örgütünün telefon numaraları kaymakamlık, karakol ve muhtarlıklara bildirilecektir.

ii) Halk-orman ilişkilerinin iyileştirilmesine yönelik çalışmalar yapılacaktır. Bu kapsamda;

  • ormanların içi ve kenarında bulunan vatandaşlar ormancılık çalışmalarında öncelikle işlendirilecek,
  • orman içi ve kenarında bulunan vatandaşların orman ürünü gereksinmesi zamanında karşılanacak,
  • vatandaşlara her konuda hakça ve saygılı davranılacak,
  • vatandaşın orman ile ilişkili mülkiyet konusundaki anlaşmazlıklar kısa sürede çözümlenecek,
  • orman kadastro çalışmaları kısa sürede sonuçlandırılacak.

iii) Yangınların önlenmesine yönelik "ulusal bir politika oluşturmak ve politikanın  uzun vadede değiştirilmemesi konusunda toplumla uzlaşmak suretiyle yangınla ilgili önlemlerin devamlılığını" sağlamak amacıyla "Milli Orman Yangını Koruma Programı" uygulanacaktır.
iv) Kamu kuruluşları arasında etken bir işbölümüne dayalı dayanışma ve işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla "Orman Yangınları ile Mücadele Komisyonu" oluşturulacak ve her yılın mart ayına değin toplanması sağlanacaktır.
Öte yandan Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı bir kuruluş olarak etkinlikte bulunan Orman ve Köy İlişkileri Genel Müdürlüğü’nün de (ORKÖY), "ormanların korunması, geliştirilmesi ve genişletilmesini gerçekleştirmek; orman içi ve bitişiğindeki köylülerin sosyal ve ekonomik gelişmelerini sağlamak...." yoluyla yangınların toplumsal temellerini ortadan kaldırma çabası içinde olduğu söylenebilir.
Yangınların önlenmesine yönelik etkinlikler bağlamında kimi yasal düzenlemelerden söz edilebilir: Daha önce de değinildiği gibi 6831 sayılı yasanda orman yangınlarıyla ilgili çeşitli yaptırımlar bulunmaktadır. Bu yaptırımlardan yalnıza 74 ve 76. maddelerinde sayılanlar yangınları önlemeye yönelik olarak düzenlenmiştir: 74.maddeye göre; "Orman İdaresinin göstereceği lüzum üzerine mahallerinin en büyük mülkiye amirleri kuraklık veya yangın olup da henüz sirayet ihtimalleri tamamen bertaraf edilmemiş olmak gibi fevkalade zamanlarda muayyen bir müddet için ormanlara girmeyi men ve oralardaki her türlü işlerin tadilini emredebilir." 76. maddeye göre ise ;"Orman içindeki yollarda Orman İdaresince belli edilmiş konak yerlerinden gayrı yerlerde gecelemek ve konak yerlerinde yaylak,kışlak ve otlaklarda Orman İdaresince hazırlanmış ocak yerlerinden gayrı yerlerde ateş yakmak yasaktır." Yasada ayrıca, savsaklama ve kastı caydırıcı işlev görebilecek maddelere de yer verilmiştir. Ek olarak 6831 sayılı yasanın 76, 83, 105 ve 110; Türk Ceza Yasası’nın ise 370.  maddeleri çeşitli yıllarda değiştirilerek yangın çıkarabilecek tutum ve davranışları caydırıcı yaptırımlar güçlendirilmiştir.
Ek olarak, üniversitelerin orman fakülteleri ile OGM’nin ormancılık ilgili birimlerinde yapılan araştırma çalışmaları ile OGM’nin Eğitim ile Orman Koruma ve Yangınla Mücadele Dairesi Başkanlıkları tarafından gerçekleştirilen eğitim çalışmalarının da yangınları önleme çalışmalarının başarı düzeyinin yükselmesine çeşitli düzeylerde katkıda bulunduğu söylenebilir.

OGM, ORKÖY ile Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlükleri merkez ve taşradaki birimleri aracılığıyla, genel olarak bu gerekler ve düzenlemeler doğrultusunda çeşitli çalışmalar yapmaktadır. Ancak bu çalışmaların hangi bölgelerde ne denli gerçekleştirilebildiğine ilişkin herhangi bir veri bulunmamaktadır.  Dolayısıyla da yangınların önlenmesi yönünden ne denli etken olduklarını da doğrudan sorgulayabilmek olanaksızdır. Ancak, tüm bu çalışmaların başarı düzeyi, doğrudan ve dolaylı sonucu sayılabilecek bir gösterge aracılığıyla sorgulanabilir.
b) Yangın Söndürme Çalışmaları
Orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesine yönelik çalışmalar, çeşitli teknik araç ve gereçlerden, özel kurumsal düzenlemelerden yararlanılması gerekmektedir. Türkiye’de da amaçla çok sayıda tesis yapılmış, araç ve gereç edinilmiş,  kurul vb oluşumlar örgütlenmiştir: Yangın güvenlik yolları, yangın güvenlik şeritleri, yangın gözetleme kuleleri, haberleşme araç ve gereçleri, yangın söndürme ekipleri (ilk müdahale, hazır kuvvet, seyyar, arasöz, helikopter), özel ekipler ve acil müdahale timleri, yangın söndürme araç ve gereçleri, mükelleflikler, jandarma birimleri, orman işletme müdürlükleri yangın eylem planları, illerde ve ilçelerde oluşturulan yangınla mücadele komisyonları, bu bağlamda sayılabilecek alt yapı olanaklarının başlıcalarıdır.
Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Eylül 2006’da yapılan açıklamalara göre, orman yangını söndürme çalışmalarında 17 kiralık helikopter, 6 OGM İdari Helikopteri, 4 C-130 uçağı, 5 THK uçağı, 645 arasöz, 144 su tankı, 137 dozer, 38 loder, 126 greyder, 366 araç, 99 treyler kullanılmakta; 1502’si gözetlemede, 879’u haberleşmede ve 8 236’sı da söndürmede işlendirilen toplam 10 617 yangın işçisi işlendirilmektedir.
Görüldüğü gibi Türkiye’de, orman yangınlarının önlenmesi ve söndürülmesi çalışmaları için çok boyutlu bir teknik ve teknolojik alt yapı oluşturulmuştur. Ne var ki, bu alt yapının, Türkiye’deki ormanların ve orman yangınlarının yapısal özellikleri ile ekonomik, toplumsal ve kültürel koşullar yönünden nitelik ve nicelik olarak ne denli yeterli olduğu ve ne denli etkinli kullanıldığı bilinmemektedir. Yangın sayıları ve yanan orman genişliklerindeki değişkenlik, bu konuda olumlu bir değerlendirme yapılabilmesini güçleştirmektedir.
2. Türkiye’de Orman Yangınları
OGM’nin verilerine göre, Türkiye’de, 1937-2005 döneminde toplam 76 bin orman yangının çıktığı ve bu yangınlarla 16 milyon dönüm ormanın yandığı saptanabilmiş ve kayda geçirilebilmiştir (Ek 1). Yangın sayılarının ve yanan orman alanı genişliklerinin yıllara göre değişimi Grafik 1’de verilmiştir:
Grafik 1: Türkiye’de 1937-2005 Döneminde Çıkan Orman Yangını Sayıları ve Yanan Orman Alanı Genişliklerindeki Değişmeler (1937=100)


Grafik 1’de de açıklıkla görüldüğü gibi, Türkiye’de, orman yangını sayısı artma eğilimi gösterirken, özellikle 1970’li yıllardan başlayarak yıldan yıla önemli değişkenlik gösteren yanan orman genişliğinde belirli bir eğilim görülmemektedir. Bu, gerçekte, çok boyutlu olarak sorgulanması gereken bir durumdur. Böyle bir sorgulama yapılırken; << Türkiye’de; i) orman yangınları neden artma eğilimi içindedir, ii) özellikle 1970’li yıllardan başlayarak, alt yapı olanaklarının giderek gelişmişliğine karşın yanan orman genişliklerindeki söz konusu değişkenlikler neden yaşanmaktadır? >> sorularının yanıtlanması, görece olarak daha büyük önem taşımaktadır.
Öte yandan, orman yangınlarının belirlenebilen çıkma nedenlerinin ağırlıkları da yıllara göre değişmektedir. Bu eğilim Grafik 2’de sergilenmiş, sayısal bilgiler ise Ek 2’de verilmiştir:
Grafik 2: Türkiye’de Çıkan Orman Yangınlarının Belirlenebilen Nedenlerin Paylarındaki (%) Değişmeler

 
Öte yandan, Türkiye’de yangın başına düşen yanan alan genişliğinin son yıllarda 5-6 hektar düzeyine çekilmiş olması, yangın söndürme çalışmalarının etkenliği yönünden "olumlu" sayılabilecek bir gelişmedir: Ancak, bu gelişmeye karşın 1979 yılında Marmaris’te çıkan bir yangında 13260, 1994 yılında Gelibolu’da bir yangında 4 049 hektar, bir hafta içinde 245 yangının çıkan Ağustos 2006’da da bir yangında yaklaşık 400 hektar ormanın yanması  önlenememiştir.
3. Orman Yangını Önleme ve Söndürme Çalışmalarında Sorunlar
Orman yangınları, daha önce de değinildiği gibi, ormanların yapısal özelikleri, bulundukları yerin arazi, iklim, toplumsal ve kültürel koşullarının çeşitli düzeylerde etkili olabildiği bir sürecin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, orman yangınlarını önlemek, açıktır ki, çok boyutlu bir sorundur ve öncelikle de orman yangınlarına yol açan nedenlerin belirlenmesini ve ortadan kaldırılmasını ya da en aza indirilmesini gerektirmektedir.

3.1. Veritabanı ve Araştırma
Orman yangınlarının çıkma olasılığı, Türkiye’de de çok sayıda etmene bağlı olarak değişmektedir. Bu durum yangın önleme ve söndürme çalışmalarının tasarlanması, planlanması ve yürütülmesi aşamalarında, öncelikle bu etmenlerin ve olası etki düzeylerinin belirlenmesini gerektirmektedir. Ancak, ülkemizde, devlet orman işletmeleri düzeyinde, son yirmi yıldaki yangın sayısı ve yanan alan genişliği verilerine dayandırılmış beşli "yangına hassasiyet dereceleri sınıflandırması" dışında bu amaçla yararlanılabilecek veri tabanı bulunmamaktadır. Buna karşılık, "Orman Yangınlarının Önlenmesi ve Söndürülmesinde Uygulama Esasları" adlı 285 sayılı genelgede;

  • "Orman koruma ve yangınla mücadele konusunda ulusal bir  politika oluşturmak ve bu politikanın uzun vadede değiştirilmemesi konusunda toplumla uzlaşmak suretiyle yangın ile ilgili tedbirlerde devamlılık..." sağlamak amacıyla  yapılacak "Milli Orman Yangını Koruma Programı"ndan;
  • İllerde vali, ilçelerde kaymakamların başkanlığında; Milli Eğitim, Bayındırlık, Ulaştırma, Maliye, İçişleri, Adalet,  Milli Savunma Bakanlıklarının yere
Son Güncelleme: 26 Kasım 2010