Tek Ağacın Yanısıra Ormanı da Görebilmek... (Yücel ÇAĞLAR)

 

 
(“Gerçek, bütündür” Hegel)
Doç.Dr.Yücel ÇAĞLAR
 
Manavgat’taki Sorgun Çamlığı’nın golf yatırımcılarından kurtarılmasına yönelik gönüllü çabalar amacına ulaştı; ulaşacak. Başta, golf alanına dönüştürülecek ormanla ilgili köy halkı olmak üzere duyarlı çevrelerin haklı karşı duruşları kamuoyundan destek de gördü. Öyle ki, Çevre ve Orman Bakanı Sayın Osman PEPE bile, bu tepkiler karşısında; “Golf alanı olursa Sorgun’a yazık olur” açıklamasını yapmak zorunda kaldı *. Sayın Pepe’ye göre; “Burası yaklaşık 2 bin 500 dönümlük bir alan. Bir kısmı tam kapalı orman. Bu alanın golf için yazık olacağını düşündük. Bazı değerlerin parasal karşılığı yoktur. Sık ağaçların bulunduğu ormanlık alan tahsise konu edilemez.” Sayın Pepe, açıklamasında şu bilgileri de veriyor: “Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bugüne kadar Türkiye’nin 7 Bölgesinde, nerede istediyse tahsis yaptık.” Artık, hiç olmazsa. Sayın Pepe’nin bu açıklamaları karşısında kimi gerçeklerin anımsanması gerekiyor.
 
Ülkemizde, Hazine arazilerinin ve bu kapsamda da “devlet ormanı” sayılan alanların turizm yatırımlarına tahsis edilmesi, 1982 Anayasasında dayanakları bulunan ve iki yasayla yapılmakta olan bir uygulama. Daha açık bir söyleyişle, Sorgun’daki gibi tahsisler, hem “anayasal” hem de “yasal” işlemlerle gerçekleştiriliyor: Sözgelimi, 1982 Anayasasının 169. maddesine göre; “kamu yararı” söz konusu olduğunda “devlet ormanı” sayılan yerlerde irtifak hakkı kurulabiliyor. Ancak, uygulamalara dayanak olan 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, 2709 sayılı yasayla yürürlüğe konulan 1982 Anayasasından önce çıkarıldı. Bu nedenle de Anayasanın 15. geçici maddesine göre bu Anayasaya aykırılığı öne sürülemiyor. Oysa, 2634 sayılı yasanın 8. maddesiyle turizm bölge ve merkezi sayılan yerlerdeki ormanların turizm yatırımlarına tahsis edilebilmesinde Anayasanın 169. maddesindeki “kamu yararı” koşulu aranmıyor. Bu maddeye göre; “Turizm alanlarında ve merkezlerinde Bakanlığın talebi üzerine, imar planları yapılmış ve turizme ayrılmış yerlerdeki taşınmaz mallarda (1) Hazineye ait olan yerlerle ormanlar, ilgili kuruluşlarca Bakanlığa tahsis edilir.” Yasa, Turizm Bakanlığı’nın bu gibi yerleri yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilere kiralayabilme, tahsis edebilme ve üzerlerinde irtifak hakları tesis edebilmesini de sağlamıştır. Maddenin uygulanmasını düzenlemek amacıyla 1983 yılında çıkarılan Kamu Arazisinin Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmelik’te de söz konusu işlemlerin ancak “kamu yararının” söz konusu olduğu durumlarda yapılabilmesini sağlayabilecek yaptırımlara yer verilmemiştir. Böylece, özellikle, Akdeniz ve Ege kıyılarındaki “devlet ormanı” sayılan binlerce hektar genişliğinde alan konaklama, günübirlik, yat limanı, yat çekçek ve yanaşma yeri ile golf tesisi gibi turizm yatırımlarına tahsis edilebilmiştir. Öyle ki, AKP iktidarı da bu “anayasal” ve “yasal” yağma olanağından alabildiğine yararlanmıştır. Sözgelimi; 2634 sayılı yasayı 2003 yılında çıkarılan 4957 sayılı yasayla büyük ölçüde yeniden düzenlerken de 1982 Anayasasının kamu yararı koşulu aranmasına ilişkin yaptırımına yer vermediği gibi, tahsislerin yapılabileceği alanların kapsamını genişletmiş; yalnızca 31 Aralık 2004 ve 6 Ocak 2005 tarihlerinde aldığı Bakanlar Kurulu kararlarıyla bu türden tahsislerin yapılabileceği yeni 32 alanı “Turizm Merkezi” ve 7 alanı da “Kül tür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ” olarak ayırmıştır. Bu alanların çoğu “devler ormanı” sayılan yerlerdedir ve kimilerinin içinde üstün genetik özelliklere sahip olduğu için “gen kaynağı koruma” ve/veya “tohum sağlama” amacıyla ayrılmış ormanlar da bulunmaktadır.
 
Öte yandan, “devlet ormanı” sayılan arazilerin, yine başta turizm yatırımları olmak üzere ormancılık dışı amaçlarla kullanılmasına yönelik tek hukuksal düzenleme, ne yazık ki yalnızca 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu ve anılan Yönetmelik de değildir: 6831 sayılı Orman Kanunu da, bu türden uygulamalara dayanak olabilecek yaptırımları içermektedir: İlk olarak 1956 yılında çıkarılan, ancak, sonraki yıllarda birçok kez değiştirilerek, deyiş yerindeyse kuşa dönüştürülen 6831 sayılı yasanın 17. maddesi de her zaman böylesi uygulamalara dayanak olmuştur. Ancak, bu madde 1983 yılında çıkarılan 2896 sayılı yasayla değiştirilerek “Turizm bölge, alan ve merkezleri dışında kalan Devlet ormanlarında; kamu yararına olan her türlü bina ve tesisler ile orman ürünlerini işleyeceklerin yapacakları bina ve tesisler için gerçek ve tüzel kişilere Maliye Bakanlığı’nın görüşü alınarak Tarım ve Orman Bakanlığınca, intifa için kullanım bedeli karşılığında izin…” verilmesi sağlanmıştır. Madde, 1987 yılında çıkarılan 3373 sayılı yasayla bir kez daha değiştirilirken de bu yaptırıma yer verilmiştir. Bu yaptırım 2002 yılı sonunda Anayasa aykırı bulunarak yürürlükten kaldırılmış ve 2004 yılında yeniden düzenlenmiştir. Ancak, “devlet ormanı” sayılan yerlerde bu maddeye dayanılarak yapılan uygulamalarla, 2002 yılı sonuna değin, 200 dolayında turistik tesise ön/kesin izinle 20 bin dönüm dolayında arazi tahsis edilmiştir. Bu tahsislerin 123’ü Antalya’da ve 9’u da Sorgun’un Acısu yöresindedir. Öyle ki, Antalya’nın Serik İlçesi yakınlarındaki İleribaşı Damyeri yöresinde “devlet ormanı” sayılan 362 dönüm alan da, “Turizm, Araştırma, Dinlenme ve Eğitim Tesisleri” kurulması amacıyla, her fırsatta bu türden uygulamalara karşı olduğunu belirten TMMOB Orman Mühendisleri Odası ile Türkiye Ormancılar Derneği’ne tahsis edilebilmiş; bu meslek örgütleri de kendilerine tahsis edilen alanı “yap-işlet-devret” yöntemiyle bir özel kuruluşa özgüleyerek çok yıldızlı bir turistik tesis yaptırabilmiştir. Hüzün vericidir; bu düzenlemeler ve uygulamalar yapılır, kapsamları genişletilir ve hızla yaygınlaştırılırken ilgili ve duyarlı kamuoyu hemen hemen hiçbir tepki göstermemiştir.
 
Bu gerçeklikler göz önünde bulundurulduğunda Sayın Pepe’nin yukarıda yer verilen açıklamaları, “timsah göz yaş dökmekten” öte bir anlam taşımıyor. Çünkü, bu uygulamalara dayanak olan anayasal ve yasal düzenlemeler yürürlükte iken “devlet ormanı” sayılan arazilerin ormancılık dışı amaçlarla kullanılmasına izin verilmesi, önünde sonunda Çevre ve Orman Bakanlığı’nın da görüş ve önerileri doğrultusunda gerçekleştirilen bir işlemdir. Sözgelimi, 1983 yılında çıkarılan ve birkaç kez değiştirilen Kamu Arazisinin Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmelik söz konusu kararların alınması sırasında Orman Bakanlığı’nın görüşünün alınmasını gerekli kılmıştır. Ayrıca, öteki ilgili Yönetmeliklerle oluşturulan tahsis komisyonlarında Çevre ve Orman Bakanlığı da temsil edilmekte ve bu Bakanlık ile Kültür ve Turizm Bakanlıkları arasında çeşitli bağıtlanmalar yapılabilmektedir
 
Sonuç yerine…
 
Bilindiği gibi, Türkiye’de ekolojik, ekonomik, toplumsal ve kültürel koşulların kamu yararına değerlendirilmesini, en azından korunmasını ve/veya iyileştirilmesini gözeten arazi kullanım planlaması yapılmamaktadır. Bu nedenle de kollayıcı çeşitli hukuksal düzenlemelere karşın her türlü arazinin egemen sınıfların yararına kullanılmasını sağlayabilecek uygulamalar kolaylıkla yapılabilmektedir. Kaldı ki, bu uygulamalara dayanak olabilecek anayasal ve yasal dayanaklar da bulunmaktadır. Bu nedenle, tekil uygulamaların yanı sıra, dahası, öncelikle bu bütünün görülmesi gerekmektedir. Kamusal varlıkların yerli ve yabancı sermayenin yararlarını ençoklamak için yok edilmesine yol açabilecek uygulamalara karşı savaşımların kalıcı sonuçlar verebilmesi için bu gereğin yerine getirilmesi zorunlu olmaktadır. Çok yakın bir geçmişte, siyasal iktidarın “2 B arazilerinin” işgalcilerine satma girişimine karşı verilen savaşımın sonuçları bu yönden de dersler çıkarabilecek önemli bir deneyimdir. Sorgun Çamlığı’nı kurtarmak için özveriyle savaşım verenlere bu gerçekleri de gözden kaçırmadan olabildiğince destek sağlamak, 1982 Anayasasının 56. maddesinin gereği bir yurttaşlık ödevidir.
 
* 18.8. 2005 tarihli Cumhuriyet Gazetesi

 

Son Güncelleme: 14 Kasım 2010